
Glokom, görme sinirinde sessizce ilerleyen ve tedavi edilmezse geri dönüşü olmayan görme kaybına yol açan bir hastalıktır. Bu yüzden "görmenin sinsi hırsızı" olarak da bilinir: çoğu hasta ileri evreye kadar hiçbir belirti hissetmez.
Göz tansiyonu (glokom) özellikle 50 yaş sonrasında oratya çıkan bir hastalıktır ve bazı alt türleri ailesel yani ırsi sebeplere dayanabilir. Aslında glokom, açık açıl ve kapalı açılı, primer ve sekonder, akut, subaku ve kronik gibi birçok farklı hastalığın genel adıdır.
Glokom tanısı görme sinirinde hasar varlığı ile konulur. Tedavinin tek hedefi bellidir: görme siniri hasarının ilerlemesini durdurmak. Bunun yolu da göz içi basıncını düşürmekten geçer bu amaçla damla, lazer veya ameliyatlar elimizdeki güçlü silahlardır.
Prof. Dr. Ahmet Akman, Ankara'da glokomun hem ilaçla hem cerrahi tedavisinde çalışan bir hekim olarak, her hastaya kişiye özel bir tedavi planı oluşturma amaçlamaktadır.
Glokomun gelişmesinde en önemli mekanizma, göz içi sıvısının dışarı atılımındaki bozukluk sonucu göz içi basıncının yükselmesidir. Ancak hastalık tek bir nedene bağlı değildir ve birçok farklı faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilir.
Yaşın ilerlemesi glokom gelişme riskini belirgin şekilde artırır. Özellikle 40 yaş sonrasında düzenli göz kontrollerinin yapılması önerilir. Ailesinde göz tansiyonu (glokom) bulunan kişilerde hastalığın görülme olasılığı toplum ortalamasına göre daha yüksektir. Genetik yatkınlık bu hastalıkta önemli rol oynayan faktörlerden biridir.
Şeker hastalığı, yüksek tansiyon, migren, dolaşım bozuklukları ve uzun süre kortizon içeren ilaç kullanımı da glokom gelişimini kolaylaştırabilir. Bunun yanında geçirilmiş göz travmaları, göz içi iltihapları ve bazı göz ameliyatları sonrasında da ikincil göz tansiyonu (glokom) gelişebilir.
Bazı kişilerde ise göz içi basıncı normal olmasına rağmen görme siniri daha hassas olduğu için normal tansiyonlu glokom ortaya çıkabilir. Bu durum, glokomun yalnızca yüksek göz tansiyonundan ibaret olmadığını göstermektedir.
Glokomun aslında birçok alt tipi vardır. Hepsinin ortak özelliği görme sinirinin yani gözdeki bilgileri beyine taşıyan sinirdeki hücrelerin ölmesidir, ancak bu hasara sebep olan en önemli risk faktörü yüksek göz içi basıncıdır.
Gözümüz fonksiyonunu sürdürebilmek ve görmenin devam etmesi için, içinde belli bir basınca ihtiyaç duyar. Bu basınç göz içindeki sıvının yapılması ve göz dışına taşınması arasındaki farktan dolayı oluşur. Genellikle göz içi sıvısı yapımı sabit bir süreçtir ancak yapılan sıvının göz dışına taşınmasında bir sorun yaşanırsa gözün içinde basınç yükselir ve görme sinirinde hasar oluşmaya başlar. Burada kastedilen basınç yüksekliği sayısal bir değerden çok o bireyin gözünün genel özelliklerine göre saptanan bir değerdir. Bir bireyin görme siniri 28 mmHg basınca dayanırken, başka bir bireyde 10 mmHg basınçla görme kaybı oluşabilmektedir. Toplum ortalaması kabul edilen 21mmHg göz tansiyonu değeri buradan anlaşılacağı gibi aslında çok da büyük bir önem taşımamaktadır.
Göz içi basıncının yükselmesinin sebeplerini temel alan glokom sınıflandırmasında glokom açık açılı glokom ve kapalı açılı glokom olarak ikiye ayrılır. Bir de doğuştan olan konjenital glokom vardır ki bu diğer glokom onlardan farklı bir gözü boşaltan açı bölgesinin gelişim problemidir. Ayrıca glokom, kendiliğinden yani başka bir hastalık olmadan oluşması ya da göz içindeki başka bir hastalığa, geçirilmiş ameliyatlara, travmalara üveitler gibi sebeplere bağlı olmasına göre de primer ya da sekonder olarak sınıflandırılabilirler. Bu iki sınıflandırma birleştirildiğinde primer açık açılı ve primer kapalı açılı glokom ve ayrıca sekonder açık açılı ve sekonder kapalı açılı glokomlar olarak bir sınıflandırma yapmak doğru olur.
Açık açıklı glokomdan kastettiğimiz, göze özel aletlerle baktığımızda iris ile kornea dediğimiz saat camı benzeri saydam tabakanın birleştiği yerde bulunan ve trabeküler açı olarak adlandırılan dokunun görülür olmasıdır. Açı açıktır, doku görülür ancak sıvı dışa akımı mikroskopik seviyede yavaşladığında göz tansiyonu yüksektir. İris ile kornea birbirine değerek açı bölgesinin önünde bir bariyer oluştuğunda, yani biz baktığımızda açı bölgesini göremediğimiz durumlarda da kapalı açılı glokom onlardan bahsedilir.
Açık açılı glokomlar genellikle kronik hastalıklardır, göz tansiyonu yavaş yükselir ve hasar yavaş yavaş oluşur. Kapalı açılı glokom onlarda ise, hipermetropi gibi gözün ön kısmının dar küçük olduğu gözlerde bazen aniden göz bebeğiyle kornea birbirine temas eder ve göz tansiyonu birkaç saat içinde 50-60mmHg’lere çıkarak görmek kaybı, bulantı, kusma, kuvvetli ağrı ve gözde şişlik yapabilir. Buna akut açı kapanması diyoruz, tansiyon çok kısa sürede çok hızlı yükseldiği için 1-2 gün içinde tedavi edilmezse kalıcı körlük oluşur.
Gözün en önemli acillerinden birisi olan açı kapanması glokomun da altta yatan sebebe de bakarak, acilen göz tansiyonu düşürücü damlalar, haplar ve hatta serumlar uygulanarak göz tansiyonu hızla düşürülmeye çalışılır. Daha sonra lazerle göz bebeğine bir delik açılarak bu krizin tekrar oluşması engellenir. Bütün bu glokom tiplerinin varlığı yada gözün yatkınlığı glokom konusunda uzman bir göz hekiminin tek bir muayenesiyle kolayca anlaşılır ve tedavileri doğru yapıldığında hayat boyunca görme kaybı engellenir. Ama fark edilmez, geç kalınırsa kalıcı körlükle sonuçlanan hasarlar oluşur.
Göz tansiyonunun en önemli özelliği, erken dönemlerde çoğu hastada hiçbir belirti oluşturmamasıdır. Görme sinirindeki hasar yavaş ilerlediği için kişi uzun yıllar herhangi bir şikâyet hissetmeyebilir. Hastalık ilerledikçe çevresel görme alanı daralmaya başlar ve hasta bunu çoğu zaman fark etmez.
İleri evrelerde tünel görüşü olarak tanımlanan görme alanı kaybı gelişebilir. Tedavi edilmediğinde merkezi görme de etkilenerek ciddi görme kaybı ve hatta körlük meydana gelebilir.
Açık açılı glokom genellikle sessiz seyretmesine rağmen kapalı açılı glokom ani belirtilerle ortaya çıkabilir. Bu durumda şiddetli göz ağrısı, baş ağrısı, bulanık görme, ışıkların etrafında renkli halkalar görme, mide bulantısı ve kusma gelişebilir. Akut açı kapanması glokomu acil müdahale gerektiren bir durumdur ve zaman kaybedilmeden göz hekimine başvurulmalıdır.
Göz tansiyonu (glokom) yalnızca göz tansiyonu ölçümüyle değil, görme sinirinin durumunun düzenli izlenmesiyle yürütülür. Bunun için iki test vazgeçilmezdir:
Sadece tansiyon ölçümüyle takip edilen bir hasta, sinirdeki sessiz ilerlemeyi kaçırılabilir. 50 yaş üstü herkesin yılda bir kez hem göz tansiyonu hem sinir testleriyle kontrolden geçmesi öneriliyoruz.
Erken evrede, hasar bulunmayan ve risk faktörü düşük hastalar hemen tedaviye hemen başlamak zorunda değildir — bu grup OCT progresyon analiziyle 4-6 ayda bir izlenerek gereksiz ilaç yan etkilerinden korunabilir.
Hastalarımıza hep söylediğimiz, glokomun bir takip hastalığı olduğudur. Yapılması gereken her muayenede OCT ve görme alanı testlerinin eski muayenelerle karşılaştırılması ve cihazlarda bulunan ilerleme (bozulma) analiz programları ille gidişatın belirlenmesidir.
Eğer sinir hasarı artmıyorsa bozulma yoksa yapılanlar doğrudur ek tedaviye ihtiyaç yoktur ama eğer bozulma görülürse tedavi yetersizdir ve güçlendirilmelidir. Buradan anlaşılacağı gibi glokom hastasının yapması gereken bir merkezde aynı cihazlarla takip olması ve aynı doktorun takibinde kalmasıdır ancak bu sayede geçmişle günümüz ve tedavi yeterliği karşılaştırılabilir.
Göz tansiyonu (glokom) her yaşta görülebilmekle birlikte bazı bireylerde risk belirgin olarak daha yüksektir. Özellikle 40 yaş üzerindeki kişiler, ailesinde glokom öyküsü bulunanlar ve göz içi basıncı yüksek olan hastalar risk grubunda kabul edilir.
İleri derecede miyopi veya hipermetropi bulunan kişilerde de bazı glokom tipleri daha sık görülebilir. Diyabet, hipertansiyon, dolaşım hastalıkları ve uzun süre kortizon tedavisi alan hastalar da düzenli göz kontrollerini ihmal etmemelidir.
Kornea kalınlığının normalden ince olması, optik sinirin yapısal olarak hassas olması ve geçmişte ciddi göz travması geçirilmesi de glokom gelişme ihtimalini artıran faktörler arasında yer alır.
Risk grubunda bulunan bireylerin herhangi bir şikâyeti olmasa bile yılda en az bir kez kapsamlı göz muayenesi yaptırmaları erken tanı açısından oldukça önemlidir.
Göz tansiyonu (glokom) tedavisinin temel amacı göz içi basıncını güvenli seviyelere düşürerek görme sinirinin daha fazla zarar görmesini önlemektir. Tedavi planı hastalığın tipi, evresi, göz içi basıncı ve hastanın yaşam özellikleri dikkate alınarak kişiye özel olarak belirlenir.
İlk basamak tedavide çoğunlukla göz damlaları kullanılır. Bu ilaçlar ya göz içi sıvısının üretimini azaltır ya da sıvının dışarı akışını artırarak göz içi basıncını düşürür. Tedavinin başarılı olabilmesi için damlaların düzenli ve önerilen şekilde kullanılması gerekir.
Bazı hastalarda lazer tedavileri etkili bir seçenek olabilir. Selektif Lazer Trabeküloplasti (SLT) özellikle açık açılı glokomda ilaç tedavisine alternatif veya destekleyici olarak uygulanabilmektedir. Açı kapanması riski bulunan hastalarda ise lazer iridotomi tercih edilebilir.
İlaç ve lazer tedavilerine rağmen hedef göz içi basıncına ulaşılamıyorsa cerrahi tedavi gündeme gelir. Amaç, göz içi sıvısının daha rahat dışarı çıkmasını sağlayacak yeni bir drenaj yolu oluşturmaktır.
Glokom ameliyatı, ilaç veya lazer tedavisiyle yeterli kontrol sağlanamayan hastalarda göz içi basıncını kalıcı olarak düşürmek amacıyla uygulanan cerrahi girişimlerin genel adıdır.
Bu ameliyatların amacı hastanın kaybettiği görmeyi geri kazandırmak değildir. Cerrahinin temel hedefi, mevcut görme seviyesini koruyarak görme sinirindeki hasarın ilerlemesini engellemektir. Bu nedenle glokom (göz tansiyonu) cerrahisinin başarısı, göz içi basıncının hedef değerlere ulaşması ve hastalığın ilerlemesinin durdurulması ile değerlendirilir.
Günümüzde klasik cerrahi yöntemlerin yanı sıra minimal invaziv glokom cerrahileri (MIGS) gibi daha küçük kesilerle uygulanabilen modern teknikler de uygun hastalarda kullanılmaktadır.
Video: Prof. Dr. Ahmet AkmanGöz Tansiyonu (Glokom) Ameliyat SüreciTüm Videolar
Göz tansiyonu (glokom) ameliyatı her hasta için ilk tedavi seçeneği değildir. Öncelikle ilaç tedavisi ve gerekli durumlarda lazer uygulamaları değerlendirilir. Ancak bu yöntemlerle göz içi basıncı kontrol altına alınamıyorsa cerrahi tedavi planlanabilir.
İlerleyici görme alanı kaybı bulunan hastalarda, yüksek göz içi basıncının ilaçlara rağmen düşürülemediği durumlarda veya kullanılan damlalara bağlı ciddi yan etkiler geliştiğinde ameliyat uygun bir seçenek haline gelir.
Bazı ileri evre glokom (göz tansiyonu) hastalarında ise görme sinirini koruyabilmek için zaman kaybetmeden cerrahi tedavi önerilebilir. Tedavi kararı her hastanın klinik özellikleri dikkate alınarak bireysel olarak verilmelidir.
Glokom (göz tansiyonu) cerrahisinde uygulanacak yöntem hastalığın tipi, evresi ve daha önce uygulanmış tedavilere göre belirlenir. En sık uygulanan yöntemlerden biri trabekülektomidir. Bu ameliyatta göz içi sıvısının kontrollü şekilde dışarı çıkmasını sağlayan yeni bir drenaj alanı oluşturulur ve böylece göz içi basıncı düşürülür.
Bazı hastalarda glokom drenaj implantları (tüp implantlar) tercih edilir. Özellikle daha önce başarısız glokom cerrahisi geçirmiş veya sekonder glokomu bulunan hastalarda bu yöntem etkili sonuçlar verebilir.
Son yıllarda geliştirilen minimal invaziv glokom cerrahileri (MIGS) ise daha küçük kesilerle uygulanabilmekte, doku travmasını azaltabilmekte ve iyileşme sürecini hızlandırabilmektedir. Ancak her hasta bu yöntemler için uygun değildir.
Ameliyatların büyük bölümü lokal anestezi altında gerçekleştirilir. İşlem süresi uygulanan tekniğe bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle 30 ila 90 dakika arasında tamamlanmaktadır.
Glokom ameliyatı sonrasında hastalar genellikle aynı gün veya ertesi gün taburcu edilebilir. İlk haftalarda gözde hafif batma hissi, sulanma, kızarıklık ve bulanık görme görülebilir. Bu bulgular çoğu hastada iyileşme sürecinin doğal bir parçasıdır.
İyileşme döneminde doktor tarafından verilen damlaların düzenli kullanılması büyük önem taşır. Gözün ovuşturulmaması, ağır kaldırılmaması, yoğun fiziksel aktivitelerden kaçınılması ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerekir.
İlk haftalarda göz içi basıncı yakından takip edilir. Bazı hastalarda dikiş ayarlamaları veya ek müdahaleler gerekebilir. Düzenli kontroller, ameliyatın uzun dönem başarısını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biridir.
Hastaların büyük kısmı günlük yaşamına kısa sürede dönebilse de görmenin tam olarak dengelenmesi birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişebilir.
Her cerrahi işlemde olduğu gibi glokom ameliyatlarının da bazı riskleri bulunmaktadır. Enfeksiyon, kanama, göz içi basıncının aşırı düşmesi veya tekrar yükselmesi, yara iyileşmesinin beklenenden farklı seyretmesi ve nadiren retina ile ilgili komplikasyonlar görülebilir.
Başarı oranı; glokomun tipi, hastalığın evresi, uygulanan cerrahi teknik, hastanın yaşı ve ameliyat sonrası takip sürecine uyumu gibi birçok faktöre bağlıdır. Deneyimli cerrahlar tarafından uygun hasta seçimi ile gerçekleştirilen glokom cerrahilerinde göz içi basıncının kontrol altına alınma başarısı oldukça yüksektir.
Bununla birlikte glokom (göz tansiyonu) ameliyatı kronik bir hastalıktır. Başarılı bir ameliyattan sonra dahi bazı hastalarda göz damlası kullanımına devam edilmesi veya uzun dönem takiplerin sürdürülmesi gerekebilir.
Glokom günümüzde tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık değildir. Görme sinirinde oluşan hasar geri döndürülemez. Ancak erken tanı ve uygun tedavi sayesinde hastalığın ilerlemesi büyük ölçüde durdurulabilir ve mevcut görme uzun yıllar korunabilir.
Glokom ameliyatının temel amacı ilerleyici görme kaybını durdurmak veya yavaşlatmaktır. Özellikle erken dönemde uygulanan cerrahi tedavi, görme sinirinin korunmasına katkı sağlayarak körlük riskini önemli ölçüde azaltabilir. Ancak ileri evrede oluşmuş görme kaybını geri getirmesi beklenmez.
Glokom ameliyat süresi uygulanan cerrahi tekniğe göre değişmekle birlikte çoğu glokom ameliyatı yaklaşık 30 ila 90 dakika arasında tamamlanmaktadır. Hastanın genel durumu ve eşlik eden göz hastalıkları bu süreyi etkileyebilir.
Glokom ameliyatları genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirildiği için işlem sırasında ağrı hissedilmez. Ameliyat sonrasında ise hafif batma, yabancı cisim hissi veya rahatsızlık oluşabilir. Bu şikâyetler çoğu hastada birkaç gün içerisinde azalır ve verilen tedaviyle kontrol altına alınabilir.
Göz tansiyonu (glokom) ameliyatı sonrasında ilk günlerde görmede bulanıklık olması normal kabul edilir. Görmenin netleşme süresi uygulanan cerrahi yönteme, hastalığın evresine ve gözün iyileşme hızına göre değişebilir. Pek çok hastada birkaç hafta içinde belirgin düzelme görülürken, bazı hastalarda görmenin tam olarak dengelenmesi birkaç ay sürebilir. Düzenli kontroller ve tedaviye uyum, bu sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından büyük önem taşır.
Detaylı bilgi, danışma veya randevu için hemen bizi arayabilirsiniz.
İletişim Bilgileri